ayrintilar..
Pazar, Ocak 1, 2006 -Kategori: Guncelik
Yine sabahın beşi ve yine ben ayaktayım. Yarın yapçak bi işim olmadıından heralde bööle oluyo her seferinde, bazen de işim olduu halde sabahlıyom öölesine. sonra işyerinde arkadaşlar nooluyon gene sabaha kadar karı kızla çet mi yaptın diye soruyo. ya kardeşim benim çet zamanlarım nuh nebiden bile önceydi, artık uuraşmıyom ööle şeelerle desem de "hade len.. yer mi anadolu çocuu" şeklinde cevaplar alıyom. Gerçi sabahın zifir karanlıında kalkıp karga bokunu yemeden kaavaltısal olaylara girmenin ne anlamı var diiceksiniz ama var işte. bi kere uyku tutmuyo bazen, abuk abuk yataan içinde dönüyon duruyon, bu dönme ve durma işlemi bünyeye zarar veriyo farkında olmadan.
neyse. tost yapmaa karar verdim, niyeyse canım çekti, arada bi bööle camışlıklar yapıyom, evde tost makinası var otuz milyona aldımdı karfurdan (karfur diyip geçmemek lazım adamlar türkiyeye acayip yatırım yapıyolar) ama galba elektirik kaçaaa var bi yerlerde çözemedim henüz iz peşindeyim. demin tostu deiştirmeye kalktıımda gene ısırdı beni elektirik, bu aralar çok çarpılıyom, gerçi benim normal halim de çarpık çurpuk ama bi ümit işte bi gün bu çarpmalardan biri düzelticek beni ya bakalım hayırlısı..
ne diyodum? sabaan köründe gene kalktık lappy (benim leptap, ööle lapi filan yazınca bozuluyo, adam gibi yazaymışım, lan şu dünyada bi leptapa bile laf geçiremedik ona yanarım) koltuumun altında dooru mutfaa geldik. malum ev dolu aile efradından insanların belirli nahiyelerinde pire cemaati sorti yapmakta, dolayısıylan sessiz olmak lazım bu yüzden gidiyom mutfaaa, kolay oluyo ışıı da açabiliyom valide raatsız olmuyo o zaman kapıyı kapatınca.
baktım tostum olmuş. bu arada şunu farkettim, eer ayaamın altına kilim gibi bişii koyarsam elektirik çarpmıyo demekki bizim kilimler elektirik geçirmiyo. bi süre bööle idare edebilirim sanırım en azından arızayı bulana kadar. ama en iisi bi elektirikçi çaarıp baktırtmak. şindi bu iş için de dünyanın parasını istiicekler, aybaşında halletmek lazım. eer kafalayabilseydim bizim şirketin elektirikçisini getiricektim bi şişe rakıya fit ederdim onu ama erken kaçtı getiremedik. şindiki herifi de tanımıyom hiç.
tostum nefis olmuş tek elle yazmak da zor oluyomuş şindi farkettim. kim düşündüyse iyi etmiş şu taaze kaşar olayını.alıyosun bi kilo, bi kilo süt parasından ucuza geliyo. ama aynı kaşarı adam sütten yapsaydı bi kilo kaşar dünyanın parası olurdu heralde. gerçi bunun vitamini filan yok ama naapalım ne kaa ekmek o kaa köfte demiş eskiler. bunnarı ben nerden biliyom? geçen bi meyil geldiydi bana, neleri yediriyolar bize falan diye, merak ettim baktım bu olayı yazmışlar, soora araştırdım felan, ööle olabiliyo dediler ziraat müendisi bi arkadaş var severim kendini o anlattıydı, şindi kutsal bilgi kaynaana baktım orda da yazıyo dokuzuncu maddede nası yapıldıı. evde yapmayı denemeyin olmaz heralde. soora bana "sen dedin de yaptık" falan demeyin.
bu arada çay olayı da kafamı karııştırıyo bu ara benim (çok aralı oldu ama olsun bunda da bi hayır vardır heralde) bildiimiz rize çayı var soora douş çay felan da çıktı hatta reklamında güzel hatunlar oynuyo bide rizeli bi hatunu getirip koymuşlar douş çay dedirtemiyolar filan. o rizeli ondan ööle şeeler beklememek lazım ama reklam konsepti gerei sanırım bööle sööletmeye uuraşıyolar soora yönetmen sööliyemiyo gülüşüyolar filan. salak bi reklam yani. bide seylan çayı var her ne kadar seylanda üretildii söölense de (bkz. prodakt of ceylon) ben mardinden geldiini düşünüyom açıkçası. normalde çayı soumaya bıraktıın zaman çay rengi deyişmiyo ama bu seylan çayları bulanıklaşıo, sanırım kimyasal maddeler felan kullanıyolar üretirkene. ayıp ama yaa milletin saalıııyla oynuyonuz soora.
ne diyodum? ha. yaşlanmaya başladık artık unutuyom ikide bi ne diyceemi. ee yaş kemale erdi (kemal kim, niye eriyo bu yaş ona anlamış diilim ama vardır bi hikmeti eskiler ööle söölemişler çünkü) artık bööle unutmalar felan başlıyo yavaş yavaş. yakında belimiz de bükülcek, ak saçlı felan olcaz. andropoza girince acaba millet saçlarını boyatıyo mu? hadi gadın milleti boyatıyo da erkek milleti boyatırmı ki? sonra i..e derler adama. bide yakışmıyo zate, adamın kaşları bile aarmış, saçlar kuzgun yavrusu gibi simsiyah. ne o gençleşti. yok yaa? o kadar kolay mı o be?
ya baalayamadım lafı bi türlü. nereye baalıycaktım ki, başı kıçı yok işte metin fidana özendik bu ara bööle yazıyoz demekki artık romentik havada diilim bunu da anlamış oldum. Gerçi hiç bi zaman romentik olamamıştım. lise bi filandı sanırım, o aralar feci halde züürtüz ama cepte kuruş para kalmıyo, milletten otobüs bileti filan dileniyoz aybaşında harçlık alınca ödenmek şartıyla felan. neyse arkadaşlardan birinin doomgünü varmış ben unuttuydum, kimse de söölemedi, tam kapıdan çıkarken lan yarın mügenin doomgünü var unutma dediler. ben tabii şööle bi düşündüm naapsam diye e elde yok avuçta yok neylen naapıcaz hiç bişi yapmadık eve gittim yürüyerek. soora evde baktım valdenin kaktüsleri var yedi sekiz tane felan niye besler hala anlayabilmiş deilim, güzellik desen güzellik yok garip bişii neyse validenin bi bildii vardır dedim hemencik bi kutu yaptım kaktüsü çaldım pencerenin önünden kutuya koydum güzel de bi paket yaptım felan soora okula götürdüm kıza verdim içine de geyik olsun diye "kaynana dili bulamadım bunlan idare et" yazdımdı kız hediyeyi açınca önce sevindi ama soora kartı okuyunca kafama atıodu allahtan kenara çekildim de kafama gelmedi. işte ööle bi anım da oldu.
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
ayrıntılar..
Çarşamba, Aralık 28, 2005 -Kategori: Guncelik
sabaın saat beşi ve ben uyandım. uyandıımda bööle aalar gibiydim sanki, rüya felan görmüş gibiydim. sonra kalktım yataktan gözlerimdeki yaşları sildim ellerim ıslandı bu sefer de, anlamıyom niye ellerim ıslandı şindi, ben gözlerim kurulansın diye yaptımdı kim sorarsa? ellerimin ıslaklıını da üstüme başıma sürttüm onları da kuruttum sanırım üstümü başımı da bi taraflara sürtersem heralde biraz daha kurunmuş olcak. bildiiniz üzere bi yarıyıl (half layf) olayı vardır kimya şeesi hani. bööle uranyum madeninde felan. ööle bi durumda sanırım 3458. denemeden sonra tamamen gözyaşından arınmış olabilceem.
sabahın köründe tangur tungur çay yaptıım için kendime sinir oluyom ama yapılabilcek en ii şey bu gibime geldi sanki, bi yandan çay eşliinde (eş olmadan olmuyo) blog okumak. zevkli oluyo bööle, arkanda tüpün( ne tüpü yav doalgaz ocaa artık o hakir görmemek lazım piknik tüpü deil tabeki) üstünde cızırdayan çaydanlık felan.. belki kestane olayına da girmek lazımdı ama onun için gerekli teçizat yok evde, nerde o eski sobalar diyesim geliyo bazen, zaten kendi evime çıkıyım sobalısından alıcam evi, en azından kenarda köşede bi kuzine durcak felan.
ne diyom? ha. ne biliim başka insanlar başka hayatlar felan tanıyosun, sonra iki satır yazanın felan oluyo aa insanlar şak şak ediyolar sen güzel yazmışın diye halbuki sen geyik yazmıştın, gerçi benim pek ööle gündelik yazmışlıım yok ama olsun gene de arada bi bööle insanlar gelince ii hissediom kendimi sanki.
gastelere bakıyom kredi faizlerinden temerrütü kaldırmış ****ler. lan bunca zamandır dişinden tırnaandan artırıp kredi kartı borcusunu ödemee çalışan asgariicilere yazık diilmi, millet ne taklalar atıyo onu ödeyebilmek için, siz naabıyonuz? hemen bi karar, ödeyemeyenler temerrüt faizinden yırtıyo. yok yaa? benim ödediim onca para noolcek, biz de mi bööle yapmalıydık yani şindi? sinir oldum size allah topunuzun belasını versin.
bu aralar bitmeyen bi nezlesel durumlar içindeyim kendimi esefle kınıyom bu yüzden ama yapılcak bişii yok malesef kurtulamadım bi türlü meretten akşama kadar ezik hanım gibi fırk fırk geziom bide burnum tıkandıından beri geceleri de uyuyamıyom geçende kardeşim uyandırdı ölüyon sandım abi dedi dedim oolum hepimiz ölcez bigün gecenin kör vakti kafayı sıyırdı garibim.
az önce de bloguma baktım biri bilinmedik bi zamanda selaaammm demiş
-Yumurcak
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Ramazan reklamları
Cumartesi, Ekim 22, 2005 -Kategori: Guncelik
Televizyon açık. iftara çeyrek filan var. Midesel gurultular had safhada, sofra başına oturmuş, topun atılmasını ve/veya hocanın o en bi yanık, size en bi güzel gelen sesiyle "Allah-ü ekber" demesini bekliyorsunuz. Gözünüz gayr-ı ihtiyari televizyona kayıyor..
O da ne! Beyaz camın gerisinde börekler, tatlılar, elli çeşit yemek, mutlu aile bireyleri ve arasında çocukların yaptıkları fırlamalıklara gülümseyerek cevap veren aile büyükleri.. Geleneksel ramazan sofralarına pek de denk düş(e)meyen, olsa olsa ütopya diyebileceğiniz tarzda bir etkinlik sadece.
Otuz küsür yaşındayım, bu yaşıma gelene kadar en azından yirmi ramazan geçirdim. Bizim evde ramazan geldi miydi hiç de şen-şakrak "şen sazın bülbülleri" tarzı bir sofra olmadı. Bir gece öncesinin sahurundan beri aç ve artık isyan bayrağını çektim çekicem modundaki midelerimizle sofraya oturdugumuz için genelde suratlar bir karış oldu hep.
Bizde mi bir sorun var diye düşünmeye başladığım için eşe-dosta soruyorum, onlarda da yok böyle bir şey.
E, nereden çıkıyor peki bu "osmanlı sarayında iftar eder gibi görünme" alışkanlığı?
Bizim soframızda öyle 26 çeşit yemek olmadı. Bir çorba, arkasından yemek, belki belki makarna yahut pilav. Yani ortalama -eski tabirle "ortadirek"- ailesinin evinde ne oluyorsa bizimkinde de o oldu şimdiye kadar.
Yani bilmem hangi markanın gazozunu sofraya koyunca bizim fakirhane osmanlı sarayına, sofra da gariban sofrasından şölen sofrasına mı dönüşecek?
Yok arkadaş bu akşam taktım ben bu reklamlara.
Yorum (2) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
yumurcak@blogspot: basliksiz - 3
Cumartesi, Temmuz 2, 2005 -Kategori: Guncelik
Ve tabii ki kadinlar. Her ne kadar benim yazacaklarim erkekadam'da yayınlananlar gibi kanli, acimasiz ve şedid olmayacaksa da, yine de belirtmekte fayda var : bu satırları yazan kişi bir kadın düşmanı değildir :) Tamam, kabul etmem gerekir ki, kadınlar -bütün olumsuzluklarına rağmen- hepimizin baştacı; anamız, gardaşımız, karındaşımız, sevdiğimiz, yarimiz, hatta yarımız. Ancak, onlarda öyle bir şey var ki, bütün bu özelliklerini bir kenara koymamıza neden oluyor. O şey şu : Kadınlar teşhiri sever. Evet, evet, her ne kadar "yok canım! daha neler!" deseniz de, kabul edelim ki kadınlar kendilerini teşhir etmeyi sever. Nasıl? diye sorduğunuzu duyar gibiyim : kadınlar kendilerini gizlerken teşhir ederler. Gayet basit değil mi? Karşınızda sizinle konuşmakta olan kadının, yüzünden başka vücudunun herhangi bir kısmıyla ilgilenmediğiniz halde, açık olan düğmelerini kapattığına hiç şahit olmadınız mı? Ya da tıklım tıkış otobüste, tam karşınızda oturan genç kızın, giydiği süper mini eteği çekiştirdiğini görmediniz mi? Ha, diyeceksiniz ki, bunların sebebi var: erkekler gözlerini dikip bakmasalar, hatunlar da derin bir nefes alacak ve istedikleri gibi giyinip hiç rahatsızlık duymayacaklar. Yok oyle bir şey, unutun! Kadınların en sevdiği şey, fol ve yumurta yokken ortalık yerde rahatsız olmuş imajı vererek elbiselerinin daha önce göze batmamış dekoltelerini gözünüze sokmaktır. Bir nevi "bak sen bununla ilgilenmiyorsun ama, benim şuyum da var" demenin bir yoludur çünkü bu. Bir nevi ego tatmini de diyebiliriz. Öfleyip püfleyerek "ay ben cok rahatsiz oldum bakislarindan" derken bir yandan da "bak sen iyi göresin diye dikkatini buraya çektim" demektedir. Hakikaten öküz bakışlarına maruz kalmış, muz gibi soyulmuş hatunlari bu yazıda tenzih ederim. (devam edebilir de, etmeyebilir de..)
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
yumurcak@blogspot: basliksiz - 2
Cumartesi, Temmuz 2, 2005 -Kategori: Guncelik
Nedense yazilarimi basliksiz birakmayi istiyorum bu aralar. Hic bir seyin basligi olmasin, hersey yarimmis gibi kalsin, elsiz, ayaksiz, kolsuz. Bir nevi kisisel tatmin; "bunu ben boyle istiyorum" demenin bir baska yolu. Ille de bir baslik bulunmali yazilara; buyuk yazarlar hep boyle yapiyorlar cunku. Ama ben buyuk bir yazar degilim ki, hatta yazar bile degilim, sadece can sıkıntısından kurtulmak amacıyla yazilmakta olan deli sacmalari toplulugu da diyebilir okuyan kisiler. Aslinda bu da umrumda degil; kim ne istiyorsa onu desin, hos, bunlari okuduktan sonra -ki bunlari okumak da buyuk bir iskencedir, bilirim- insanlarin benim hakkimda "aha sinoplu dyojen!" diyeceklerine de eminim. Ama benim derdim dyojen olmak degil; onun da kendi icinde binlerce ikilemi vardi. Yoksa neden bir insan feylesof olmaya soyunsun ki, degil mi ama? Filozofi demek biraz da suphecilik, biraz da kaos demek degil midir?